Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina - "Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor" demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis. Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis. Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis -"Bak" demis kocasina "Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba? "
-"Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim" diye cevap vermis kocasi.
Hayat böyle değil midir?
Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen yargilamaya davranmadan once zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir fikir olabilir ... (Güzel gören güzel düşünür,güzel düşünen hayatından lezzet alır) B.ZAMAN SAİD NURSİ
Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
26.10.2007 - www.blogcu.com/azidee biraz hazırcı oldum ama alıştın :)
Polisime askerime kurşun sıkanlar Terör olup kundaktaki cana kıyanlar Devletime bayrağıma öfke kusanlar Görülecek hesabımız var sizlerle Sabır taşı çatlasa bile YA TAM SUSTURACAĞIZ YADA KAN KUSTURACAĞIZ
25.10.2007 - "Sevgili arkadaşım bunu yayınlamayı borç bilirim"
Sanırım bi çoğumuz Vatan'ımızdaki bu düzensizlik için birşeyler yapmaya çalışıyoruz.Biz oturduğumuz yerden uğraşıyoruz;ya o dağlardaki Vatan bekçilerimiz.... :( Yaradan yardımcımız olsun.Aşağıdaki yazı sevgili arkadaşım By denis'in bana yazdıgı bir yorumdur sizlerlede paylaşmak istedim her TÜRK evladının bunları bilmesinde fayda var.Sagol By denis
Gafil insanlar; bilmezler mi ki, her savaşçının bir silahı, her hükümdarın bir celladı vardır. Türk; kırbacıdır, kılıcıdır, topudur, güllesidir Tanrı'nın... Elidir, ayağıdır, sevgisi, intikamıdır. Türk, görevini Tanrı'dan almış, binlerce yıl ifa etmiştir. Edecektir... Tanrı buyruğu onunla hayata geçer; onunla dağılır adalet; onunla bulur cezasını suçlu; onunla alır armağanını doğru kişi. Türk, kainatta var olduğu günden bu yana hakkın ve hakikatin kılıcı olmuştur. Gözü yaşlıların gözyaşlarını O silmiş, eli kanlıların boynunu O vurmuştur. Onunla gülmüştür bebeler, Onunla dinmiştir mazlumun ıstırabı. "Hakkı tutup kaldırmayı" kendine şiar edinen Türk, kan dökmeyi de bundan dolayı iyi bilmiştir. Tanrı'nın ulusudur Türk. "Rahim"dir, "Müntakim"dir... Onun içindir ki, Türk'e karşı durmak, Tanrı'ya karşı durmaktır... TÜRK'E DİRENMEK; TABİATA DİRENMEKTİR... Tabiat Türk'ün ta kendisidir. Türk tabiattır; tabiat Türk'tür. Fırtınadır, kasırgadır, borandır Türk. Önünde diz çökene tan yelidir; boyun eğene kavak hışırtısıdır yüreğin en derinini okşayan. Yunus gibi, Hacı Bektaş gibi, Ahmet Yesevi gibi gönül erlerini doğuran da; Attila gibi, Timur gibi, Oğuz Kağan gibi bozkurtları dünyaya yetiren de Türk analarıdır. Bakışları şimşektir Türk'ün. Gönlü bozkır havasıdır en keskininden. Uçsuzdur, bucaksızdır, sonsuzdur hayalleri o bozkırlar kadar. Tozludur, nasırlıdır elleri o bozkırlar kadar... Altay'ın balasıdır Türk... Altay'dan doğmuş, "ana" demiş ona; ihanet etmemiştir. Tanrı Dağlarının, Ergenekon'un soyundandır. Orkun'un, Selenga'nın, İrtiş'in ak sütünü emmiş; Aral'ın, Hazar'ın gök suyunda yunmuştur O... Onun için; "tabiat"a direnmek, "öz"e direnmektir. "Öz"e direnmek ise, kainatın bütün gerçekliklerine, tarihin bütün yazdıklarına, bütün derslerine direnmektir. İnsanoğlu tabiata boyun eğmek zorundadır yaşamak için. Onun kurallarına göre yaşam tarzları geliştirmek mecburiyetindedir. Tabiat, gerçekliğin, hakikatin bizzat kendisidir. Tabiat, Türk'ün bizzat kendisidir... TÜRK'E SİLAH ÇEKMEK; İNTİ-HAR ETMEKTİR... Niceler denemiştir bunu. Niceler girmiştir yerin dibine kaybedişin en şiddetlisiyle. Zalimin ecelidir Türk... Eceli gelen namert, Türk'le dalaşır. Türk'e kılıç çekmek, kaybetmektir... O'na kafa tutmak, zeka geriliğine işarettir. Zira, tarih sayfaları, ona silah çekenlerin kanlarıyla sulanmıştır. Biraz okuyan, geçmişi biraz hatırlayan uluslar, Türk'e karşı davranışlarını yeniden gözden geçirmek zorundadırlar. Peygamber sabrı vardır Türk'te. İç direnç mükemmeldir. Ama bardağın taşma noktasında, büyük bir infilak başlar. Volkanlar kaplar dört bir yanı; kandan nehirlerde boğulur alçak... Türk'e silah çekenin başarı şansı, galibiyet ihtimali yoktur. "Savaş"ın babasıdır O... "İt dalaşı", Onunla "Bozkurt Vuruşu"na dönüşmüş; adına "Savaş" denmiştir. Savaşın yaratıcısına savaş açmak, ancak ahmakların işi olacaktır. Ey Türk! Sen Tanrı'nın gölgesisin; sen tabiatsın, sen SAVAŞSIN... Al silahını artık eline. Çıksın oğullar yuvalarından Ergenekon'dan çıkarcasına. Kana boyansın yedi iklim. Yarılsın yerin bağrı. Kopsun kıyamet. Yetsin artık tutsaklığın... Yeter artık beklediğin... Çünkü; Türk'e karşı durmak, Tanrı'ya karşı durmaktır, Çünkü; Türk'e direnmek, tabiata direnmektir, Çünkü; Türk'e silah çekmek, intihar etmektir... alıntı ""Ben de fevkalade olan bir şey var ise, bu doğuştan Türk olmamdır ""
Yüreğimi sıkıştıran bu kesif hüzün, belki de terketmişlere özgü gizli bir terkedilme duygusudur.Özledim seni... Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...Beynimi uyuşturuyor özlemin...Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadi bir boşluğa dönüşüyor.Sabahlara seni okşayarak başlamaları akşamları, her işi bir kenara koyup seninle başbaşa karşılamaları özlüyorum;oynaşmalarımızı, hırlaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü...Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...
Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... o şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek..."Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi:"Yaşayamaz artık bu evde... yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli... ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."Bilsen, ne zor gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana...Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek...Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek...
"Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne zor...Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden, sesin, kokun hâlâ beynimdeyken...
... seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek...
... ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı, yanyana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, arkandan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor...
... ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek...
... yokluğunu beklemek, ne zor...
Bunları düşündükçe, şu anda uzakta bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp terkedilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları. yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geçiyor içimden...
Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum.
Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terketmişlere özgü bir terkedilme korkusunu da yüreğimin derinlerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve